Market kasasında fileye koyduğumuz sebze-meyvenin fiyatına bakıp "Bu ürün tarladan çıkıp buraya gelene kadar ne oldu da 5 katına çıktı?" diye kendi kendimize sorduğumuz o meşhur sorunun cevabını sonunda bizzat resmi belgelerde buldum. Günlerdir İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü gıda tedarik soruşturmasını ve önümde duran Vergi Denetim Kurulu raporlarını adım adım takip ediyorum. Ortaya çıkan tablo açıkçası benim bile kanımı dondurdu.
Mesele sadece nakliye ya da aracı kârı değilmiş meğer. Kâğıt üzerinde öyle bir illüzyon yaratmışlar ki aklınız durur.
Dosyadaki en somut örneği anlatayım: Çiftçi tarlada mandalinayı 6-8 liraya sattığını beyan ediyor. Ancak tedarikçi firmanın k kestiği müstahsil makbuzuna bakıyorsunuz; maliyet 28 lira yazılmış! Şirket bu ürünü markete 31,82 liraya satıyor. Yani aradaki 20 liradan fazla fahiş fark kâğıt üstünde eritilmiş. Şirkete "Sen ne kâr ettin?" diye sorsan, "Kiloda sadece 17 kuruş kazandım, mağdurum" diyecek. Kâğıt üzerinde her şey yasal görünüyor ama aradaki vurgun çiftçinin de biz tüketicilerin de cebinden çıkıyor.
İşin daha da ürpertici kısmı, müfettişlerin Hal Kayıt Sistemi ve e-fatura verilerini incelediğinde buldukları diğer detaylar. Hiç ürün satmayan, hatta hayatını kaybetmiş kişiler adına bile milyonlarca liralık sahte müstahsil makbuzu düzenlenmiş. Bazı üreticilere ise hayatında görmediği tonajda ürün satmış gibi hayali belgeler kesilmiş.
Yıllardır teknoloji ve veri takibiyle ilgilenen biri olarak söyleyebilirim ki; dijitalleşen vergilendirme ve e-fatura sistemleri olmasaydı bu tekerlek daha kim bilir ne kadar dönerdi. 41 şirket yöneticisine gözaltı kararı verilen bu soruşturma, gıda enflasyonu dediğimiz canavarın arkasında nasıl sanal bir maliyet şişirme mekanizması olduğunu kanıtlıyor. Takipteyim, dosya derinleştikçe detayları aktarmaya devam edeceğim.
